Pop Müziği mi Patlatmışlar
Türkiye’de popüler batı menşeli müzik, bir şekilde kendini yıldız müessesesi içinde ortaya koyduğu 1960 yılından bu yana (Erol Büyükburç’un ilk taş plağı ve ilk bestesi Little Lucy’nin Odeon’dan yayınlandığı tarih) sürekli olarak kendi izleğini aradı durdu. Tuhaf bir halet-i ruhiye içerisinde kendi yerliliğini ve dolayısıyla da sahiciliğinin peşinde koşuşturdu. Taklit etti, türküyü ele aldı, akabinde surf, twist gibi akımların ışığında primitif adaptasyonlara daldı, sonra da Anadolu Pop döneminde olduğu gibi daha armonik düzenlemelerle haşır neşir oldu. Yerli beste formları, kent müziğine yönelimler ve seri üretim dönemlerinden geçerek bugünlere bir tortu bıraktı
Söz konusu müziğin kökleri batıdandı, ancak temas edilen toplum kendi dönüşümü üzerinde kafa yoramayacak kadar değişken duruşuyla kendisine yöneltilen müziksel veriyi de dönüştürebilecek ve etik yapısından sosyalleşme tercihlerine kadar sürekli güncellenen kimliğiyle biçimlendirebilecek bir güce sahipti. Yeni kentli kimliğinin yansımaları ve halihazırda esnaf topluluğundan öteye gidememiş müzik sektörünün müzik üreticisinin yaşam alanını münhasıran devredilen ürünün ilk basımından alınan tutarla sınırlandırması, ürün skalası dönemsel değişkenlere açık olmakla beraber, hiç kimsenin “bu benim müziksel tercihimdir” diye ortaya çıkamadığı bir müzikal ortamın oluşmasına neden oldu. Sözgelimi, popüler müzik içerisinde üretim bandı işlevi gören Sezen Aksu Hanımefendi’nin Onno Tunç’un yardımıyla içine sızmaya muktedir olduğu levanten müzikleri, hip hop, Yıldırım Gürses patentli çok sazlı fantağzi müzik veya tükendiğini hissettiği anlarda kullandığı Goran Bregoviçli düet numaralarıyla bu oyunun nasıl oynanması gerektiği konusunda sağlam doneler sundu.
1992 yılından bu yana patladığı ifade edilen Türk Pop müziğinin bu anlamda geçmişteki konumundan tek farkı iletişim araçlarının devlet tekelinden çıkıp, özel teşebbüs yapılanmasıyla çeşitlilik arzettiği yönündeki yanılsamadır. Oysa algılama odağı devletin medyası için de, hür(!) teşebbüs mediumları içinde da aynı yeterlilikte(!) olup, bireysel farklılıkları “slow” sevenler ve “haydi eller havaya” sevenler dışında bir kategori oluşturmaktan uzak durmaktadır. Birbirinin karşıtı gibi gözüken söz konusu iki medium bir süre sonra birbirini etkileyerek bir kemale erme haline ulaşmaktan ziyade ehlileşmiş ve sivil unsurları törpülenmiş frekans kümecikleri haline geldi.
Birey olmanın, tercihleri konusunda söz sahibi olmayla eşdeğer olduğunu hesaba katarsak; tek bir pop müziğinin bunca nüfusa nasıl yettiği ayrı bir sorunsal olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ya, bugünlerde herkesin Türk-Yunan Dostluğu ideali doğrultusunda estetik tercihlerini revize ettiğine inanmayalım da ne edelim ?
Savaş İzgi
10 Kasım 2000
Gerçek Hayat Dergisi, 24 Kasım 2000