|
|
Flört
Türkiye'de popüler müzikteki yerlilik uğraş ve arayışları uzun ve anlatıcılarına göre sapmalar gösteren bol bilinmezli bir tarihe sahiptir. Bu arayışlar, Anadolu pop/rock, arabesk, arabesk rock, serbest çalışmalar; Turkish Rock, Ulusal Türk Müziği, Pop Folk gibi isimlerle anıldılar ve bazı dönemlerde etkin, bazı dönemlerde ise nispeten arka planda kaldılar. Öte yandan, yerlilik çabalarının ve ürünlerinin en fazla ötelendiği iddia edilen dönemlerde bile bu unsurların kendilerini olgunlaştırarak nicelikte düşük, nitelikte ise yüksek ürünler ile kendini gösterdiğini görmekteyiz.
Fotoğraf Bilgisi: 1 Aralık 2007, Bay Papağan Stüdyosu...Soldan Sağa: Munimonde, Ozan Kotra, Çağatay Kehribar
Ata Akdağ ve Ozan Kotra'nın ortaklığı ile başlayıp, S.O.S., Bekarlar, Kim Bunlar ve nihayet Flört'e evrilen grubun üzerine ölü toprak serpildiği söylenen grup müziğinin ve yerlilik arayışlarının Türkiye'de yeniden kendini üretmesinin seyrüseferidir.
Bu ekibin müzikal yolculuğunda önemli fundementallerin bulunduğunu görüyoruz: Bunlardan ilki The Beatles idi. The Beatles, Four Lads, Jordanaires, Four Pennies gibi vokal gruplarının polifonik teknikleri ile Elvis'in ve Buddy Holly'nin gruplarındaki çift gitar, bas, davul mantığını ele alarak popüler müzikte bir çığır açtıktan sonra belli bir ün ve doygunluğa ulaşmış ve George Martin'in prodüksiyon ve aranjmanları ile John Cage, Ussachevsky, Ligeti, Schönberg gibi çağdaş bestecilerin açtığı çığırı, bu kez senkronize olmayan 2 teyp ile elde edilmiş 4 kanallı bir kayıtla popüler müziğin truva atı olarak kullanılabileceğini ortaya koymuşlardır. Böylelikle melodik ve şarkı formuna uygun yazım tekniği ile musique concrete'in evliliği gerçekleşmiştir.
İkincisi anadolu pop harici Türk rock müziğinin yani kentli rock'ın öncüleri olan Mazhar Fuat Özkan'dı. MFÖ'nün vokal müziğinin kökeni ise hiç kuşkusuz Beatles'tı ve polifonik vokal bu grup için de vazgeçilmezdi. Öte yandan, MFÖ kentli Türk rock müziğinin (yani Altın Mikrofon yollarında gönülleri eğlenmiş olan pastoral yurttaşlarımız haricinde bir açılımı olan rock müziğimizin) aşılamaz addedilen bir noktasını tutmuştu ki bu da genç grupların Türkçe'yi keşfetme aşamasında her yaptıklarını MFÖ'ye benzetmeleri gibi bir sorunsalı da beraberinde getirdi. Bu nedenle, MFÖ'ye benzetilmekten çekinme duygusu yıllar önce başlamış kentli rock müziğini Türkçe yapmaktan ürken grupların kısa süreli sahne alıp, birer birer tarihin derinliklerine gömülmelerine yol açtı. Üçüncüsü ise Türkiye'deki yerlileşme akımının en önemli aktörü olmasa da en tanınmışı olan Erkin Koray idi. R&B kökenli bu müzisyen de psychedelic rock'tan arabesk rock'a ve dahi serbest çalışmaların bizatihi tam ortasına kadar gitmişti.
Grubun öyküsü, aynı okulda okuyan Ozan Kotra ve Ata Akdağ'ın 1989 senesinde TRT'de izledikleri bir İzzet Öz programı (muhtemelen Teleskop) akabinde tanışmaları ile başlar. Bu programda, İzzet Öz, Beatles'ın Come Together şarkısını yayınlamış ve dimağlarında bu şarkının tesirini yaşayan iki genç insanın tanışmasına vesile olmuştu.
Beatles'ın enerjik, deneysel ve polifonik vokale dayalı müzikleri bu genç müzikseverin çıkış noktasını oluşturacaktı. Bu ikilinin ilk icraatı, S.O.S. adlı bir gruptu. Gitarda Engin Yıldırım, basta Ozan Kotra, klavyede Ata Akdağ ve davulda Armağan'dan (Armi) oluşan Pendik çıkışlı bu ekip, Arak Müzik adını verdikleri bir tür ile iştigal ediyorlardı. Arak Müzik adlı bu tür, enstrümantal müzikler üstüne sözler yazıp söylemekten ibaretti ve grubun bir nevi mizahi bir faaliyet olarak ele aldığı bir meşguliyetti. İşin ciddiye binmesi ise bu ekibin Pendik'te izlediği bir Erkin Koray konseri sonrasında Koray ile tanışması ile oldu. Bu dönemde grubun konser repertuarına Erkin Koray tarafından seslendirilen eserleri almaya başladığını ve Türk rock geleneği ile böylelikle aşina olmaya başladığını görüyoruz.
1990 yılında gruba o dönem için teorik bilgisi nispeten daha iyi durumda olan Barış Bölükbaşı alındı ve 1991 yılında S.O.S., Bekarlar'a dönüştü. Grubun ilk kadrosu, Ata Akdağ (klavye), Ozan Kotra (bas), Barış Bölükbaşı (gitar) ve Armağan Atar'dan (Armi) (davul) oluşuyordu. Grubun repertuarında rock and roll standartları ve Erkin Koray'ın repertuarında bulunan şarkılar yer alıyordu. İlk defa bir düğün salonunda düzenlenen bir çay partisinde sahne alan grup, daha sonra Güven Erkin Erkal tarafından organize edilen "Elvis" gecesi ve akabinde Beyoğlu'nda Gitanes ve Bilsak 'ta konser verdi.
Yine 1990 yılında grubun ilk besteleri ortaya çıktı: “Sana Sevgimi Verdim” ve “Rock'n roll Dinle”…
1992 yılında Ozan Kotra'nın Mazhar Alanson ile tanışması ve Alanson'un onu Fuat Güner'in Turgut Berkes ile ortak stüdyosu FT'ye yönlendirmesi grubun tarihinde bir başka dönüm noktasını oluşturdu. 6 yıl süren bu dönemde Fuat Güner, stüdyo ile ilgili mali sorunlara rağmen grubun gerçek bir hamisi olmuştu. Bu dönemde grup, polifonik vokal ve şarkı sözü yazmanın incelikleri ve Türkçe şarkı söylemenin incelikleri konusunda Fuat Güner'in rahle-i tedrisatından geçti. Aynı yıllarda Ata Akdağ bestesi Yalnızlık Mevsimi de ortaya çıktı.
1993 yılında grup içerisinde çıkan huzursuzluklar sonucunda önce Barış Bölükbaşı gruptan ayrıldı. Akabinde Ozan Kotra, pop müzik şarkıcılarına bas gitarist olarak eşlik etti ve 2 sene kadar "Can Özyiğit ve Tempo" adlı grupla çalıştı. Bu dönemde, davulcuları Armi ise geçirdiği bir trafik kazası sonucunda vefat etti. 1994 yılında, Barış Bölükbaşı grubu tekrar kurmak istediğini Kotra ve Akdağ'a iletince yeni bir davulcu ile grup yola devam etme kararı aldı. Armi'nin yerine heavy metal ve punk gruplarında çalan Hakan Çağlar (Timsah) gruba dâhil oldu. Yeni ekip, Fuat Güner'in stüdyosuna tekrar girerek, 1998 yılına kadar şarkı yazıp kaydettiler. Kollarının altına demo kayıtlarını alarak müzik esnafı kimliğinde olan İMÇ'deki firmaları ziyaret eden grup elemanları, “Bu iş tutmaz. Daha oynak bişeyler yapın." yanıtını alarak kapıların yüzlerine kapanmasını neredeyse kanıksamışlardı ki, o dönemde parlayan Prestij Müziğin kapısını çaldılar.
Prestij Müzik'in yöneticilerinden Hilmi Topaloğlu, onlara öncelikle yarısı kendi besteleri, yarısı da türkülerden oluşan bir albüm teklifinde bulundu. Sözkonusu türküler arasında kendi bestelerinin kaybolmasını istemeyen grup üyeleri, ilk albüm için tamamen Topaloğlu'nun türkülü konseptini uygularken, ikinci albüm için kendilerine karışılmamasını temin eden bir sözleşme imzaladılar. Bu sözleşme sonucunda da neredeyse 10 yıldır kullandıkları Bekârlar adını bir kenara bırakarak, Topaloğlu'nun kendileri için uygun gördüğü Kim Bunlar ismini aldılar. Kadıköy'de Uluğ Aydeniz'in stüdyosunda yapılan kayıtlar sonucunda, o dönem zorlama bir çaba ile yaşatılmaya çalışılan Anadolu rock meftâsının 1990'lardaki versiyonu niteliğinde ufuksuz bir albüm yayınlandı: Atabarı-Dağlarkızı Reyhan… Bu albüm, televizyonda arka arkaya yayınlanan Atabarı klibi ile birden bire çok satan bir albüm durumuna geçti. Albümü takiben gerçekleşen 38 konserlik yaz turnesi ve zorlama Beatles imajıyla yaşanan bu macera sonucunda grup, dişe dokunur bir para kazanamadan bu gereksiz ünlü ve çoksatar hali sonlandırmaya ve kendini gerçek duruşuyla ortaya koymaya karar verdi.
İlk albümü iyi satış yapan grup, Prestij'in patronlarını " Dünyada yeni bir salgın müzik var ve bunu Türkiye' de ilk biz yapacağız. Punk gibi bişey…İnanın çok tutacak" diye ikna ettikten sonra, Erekli Tunç stüdyosunda çalışmaya başladılar. Prestij patronları grubun fazla deneysel bir albüm hazırlamasını önlemek üzere Yıldıray Gürgen'i aranjör olarak başlarına getirdiler. Öte yandan Prestij patronları, ticari işleri ile tanıdıkları Gürgen'in de deneysel açılımlara hazır olduğundan bihaberdiler. Yıldıray Gürgen'in de katılımıyla 2 ay prova ve 28 gün kayıt olmak üzere 3 ayda albüm tamamlandı. Prestij müzik patronları yaşadıkları şoku atlattıktan hemen sonra; Blur'den Beatles'ın Sergeant Pepper'ına uzanan, zaman zaman enerjinin, zaman zaman da deneyselliğin tavanına vuran “Ve…” albümü yayınlandı. Bu cesur albüm Kotra'nın deyimiyle “yanlış çıkış parçası yüzünden nefretle karşılandı.” Öte yandan, popüler dönemin safraları atılmış ve bu ekipteki yerlilik, deneysellik ve şarkı formunun doğru ve polifonik işlenmesine yönelik tavrın farkına varmış veya gelecekte idrak edecek bir kitle oluşmaya başlamıştı.
Prestij'deki mali sıkıntılar, albümün az satışı, Reha Muhtar'ın grup üyeleri ile ilgili yaptığı Satanizm atıflı haberler derken grup, zaten üzerinde yük olan Kim Bunlar ismini Prestij müziğe ve 2001 krizi sonrası da TMSF'ye bırakarak yeni bir rotaya doğru dümen kırdı.
Bu süreç sonunda, Kotra'nın deyimiyle “3 senelik ün, şan, şöhret maymunluğunu terk etmiş, cebinde bir kuruş parası olmayan, müzik piyasasının artıkları konumundaki bir avuç müzisyendiler”. Bu dönemin hemen başında Barış Bölükbaşı, Akdağ ve Kotra ikilisinin baskın konumundan kaynaklanan mutsuzluğunu gruptan ayrılarak kökten sona erdirmeye karar verdi. Bölükbaşı'nın yerine Kotra'nın 1996 yılında, bir konser videosunda izleyip beğendiği Çağatay Kehribar gruba alındı.
Kehribar'ın grubun müziğini daha önceden takip ediyor olması, bu ekip için önemli bir avantajdı. Ekip, Flört ismini benimsedi ve Ağdaş adlı bir firma ile anlaşarak albüm kayıtlarına başladılar. Ancak, bu albüm kayıtları sırasında Kotra ve Akdağ arasındaki o zamana kadar yaratıcı olan gerilim, grubu zaman zaman kopma noktasına getirirken; albüm sırasında ayrılıklar arka arkaya geldi. Gruptan Ata Akdağ ve Timsah ayrıldı. Kaydedilen albüm ise 2001 yılında Flört adıyla yayınlandı.
Ata Akdağ'ın ayrıldığı dönemde Kotra ve Kehribar birlikte şarkı üretmeye başladılar. Bu dönemde Kotra'nın mistik bir arayışa girmesi albümün de akışına damgasını vurdu. Orkun Bagatur davulcu ve Uğur İşgüder'in bas gitarist olarak gruba katıldığı albümde Ozan Kotra akustik gitarın yanı sıra bas çalmayı da sürdürdü. Bu albüm ile birlikte Kotra & Kehribar ikilisi kıvamını tamamen bulmuştu. Grubun klavyecisi olmasa da gayet elektronik soundların da kullanıldığı bu albüm, 8 ayda kaydedildi. Cemiyette Pişiyoruz adlı bu albüm 2003 sonunda yayınlandı. Albümün promosyonları sürerken 2004 yılı sonunda Ozan Kotra'nın askere alınması üzerine grup uzun süreli bir sekteye uğradı.
Kotra'nın askerlikten dönüşünü takiben 2005 yılında Shaft gibi bazı mekânlarda albüm kadrosu ile konser verilse de bu kadro da sürekli olmadı. 2007 yılına kadar süren bu ara dönemde Kotra, dublaj çalışmalarına ağırlık verirken; Kehribar, Flört öncesinde başladığı Yaşar Kurt'a sahnede eşlik çalışmalarına devam etti.
2006 Eylül'ünde Timsah gruba yeniden dâhil olunca grup Bayar Stüdyosunda trio olarak 2 şarkı kaydetti. Akabinde, Timsah'ın ayrılması üzerine davulda gruba 2003 yılında BKM konserlerinde eşlik etmiş olan Ataç Ülker yeniden katılırken ve Ülker'in tavsiyesi ile basta Özgür Yenilmez de gruba alındı. Böylelikle, yeniden dörtlü olan grup, 6 yeni şarkı daha kaydetti. 2007 yılında Kotra ve Kehribar, birlikte Bay Papağan adlı dublaj ve müzik stüdyosunu kurunca ilk etapta 2 yeni şarkının prova kaydını yaptılar.
2008 başı itibari ile grup, Bayar stüdyosunda kaydedilen eserlerin yeniden kaydı dâhil olmak üzere albüm versiyonlarının kayıtlarına başlamış durumdadır. Renk enstrümanlarının diğer Flört albümlerine nispeten fazla kullanılmayacağı bu albümde Kotra'nın şarkı yazarlığının da kemal bir noktaya geldiğini gözlemlemek mümkün olacaktır. Kehribar'ın surf'ten punk'a, psychedelic'ten progresife durumsallık arz eden gitarı ve en önemlisi de Ataç Ülker ve Özgür Yenilmez'in gruba tam entegrasyonu, Flört'ü, Kotra ve Kehribar'ın etrafında şekillenen stüdyo müzisyenleri destekli bir proje olmaktan çıkartmakta gerçek bir grup duruşunu perçinlemektedir.
Flört'ün kaydı devam eden albüm sonrasındaki rotası ise “Sürreal” adını verdikleri Astomkonte'de denedikleri gibi Dada ve elektronik deneylerle örülü bir albüme yönelmiş durumda…
Albüm Analizleri
Dağlar Kızı Reyhan-Atabarı, Kim Bunlar (Prestij, 1998) Anadolu rock klişelerini barındıran bu albüm grubun zaman zaman eğlenceli çıkışlar yapmasına karşın kendileri gibi olamadıkları tipik bir prodüksiyon ürünüdür.
Ve…, Kim Bunlar (Prestij, 1999)
Bir grubun makûs talihini yendiği albüm tanımlamasının uyabileceği bu çalışma, bir anlamda benim bu grup hakkında bu yazıyı hazırlamama da vesile olan albümdür. Bir prodüksiyon grubundan kişilikli, söyleyecek sözü ve kendine ait nota ve partisyonları olan bir gruba doğru dönüşümü ispatlayan bu albüm, çukurdan zirveye gidişin de çıkış noktasıdır. Tınısal bir tutarlık taşıyan albüm, bu bütünlük içerisinde Beatles'ın Sergeant Pepper'ını andıran vintage analog avantgarde denemelerden, punk'a ve 1990'ların indie açılımlarına uzanan bir geniş spektrumu benimsemektedir. Beat, punk, surf ve deneysel türler bir araya gelmiş gibidir.
Açılış eseri olan “…”, “…Ve” adlı kapanış çalışmasının öncülü durumundadır. Referanslar, Sergeant Pepper ve Piper At The Gates of Dawn kaynaklıdır.
Intro niteliğindeki bu çalışmayı takiben enerji patlaması niteliğindeki “Topaç Enişte” meydana çıkar. Kişisel referanslardan (Kuaförleri Necmi'ye yönelik “Dur Necmi” nidası gibi), üzeri örtülmüş müstehcen tribün küfürlerine kadar tamamen sokağa yönelik dışavurumlar taşıyan bir çalışmadır. Albümün çıkış parçası olarak düşünülen bu eser Reha Muhtar tarafından “Beatles özentisi anarşist bozmaları” ve hatta “satanist” olarak nitelendirilmelerine yol açmıştı.
“Topaç Enişte”den sonra, Prestij'e verdikleri sözün gereği olarak albüme alınan tek türkü düzenlemesi “Arabamın Atları” yerini almaktadır. Öte yandan bu kez kötü bir prodüksiyon “Anadolu pop”u değildir bize sunulan. Bu çalışmada, hem Vasfi Uçaroğlu'nun aranjörü Turgut Dalar tarafından Berkant'ın plağı için yapılan düzenlemeye referans verilirken, hem de surf ve Balkan Müziği sentezine ulaşılmaktadır. Bu şarkıda da yine Fuat Güner tarafından bir zamanlar lanse edilen brass 3'lüsü G.M.G., gruba eşlik etmektedir.
Üçüncü şarkı olan “Yalnızlık Mevsimi”, 1994 yılında Eurovision için Fuat Güner'in FT stüdyosunda şekillenen bir Ata Akdağ şarkısıdır. Grubun Ata Akdağ'lı döneminde mütemadiyen çıkış şarkısı olarak bu çalışmanın öne çıkarıldığı görülmektedir.
“Olay Ters. Mevzu Başka” ise şarkı içi geçişler ve looplarla beraber bir Nine Inch Nails şarkısı gibidir. Ritmik kurgu başımıza çekiç gibi vurulurken, birden Beatles vokalleri devreye girer ve referansları değiştirir. Parçanın ortasında yaylı ve ritim gitarın sirkvari yürüyüşü ise Beatles'ın A Benefit For Mr. Kite şarkısına saygı duruşudur. Bu anlamda “Olay Ters.Mevzu Başka”, küresel popüler müzik için de geçmiş ve gelecek arası köprü olan bir post modern eser, bir ‘benchmark'tır.
“Efkârlar Yalan Bugün”, grubun başarılı bir surf çalışmasıdır. Şarkının solosu ise Akdağ'a aittir. “4 Kafadar Arkadaş” ise 1960'ların garaj grupları ile punk arası çizgide durmaktadır; öte yandan gelişme bölümünde devreye giren Beatles vokalleri bu şarkıda da Beatles'ın her türlü deneyselliğe açık bir rotada merkezde yerini koruduğunu göstermektedir.
“Bir Kekemenin Şarkısı”, Hammond orgtan alınan ritm box eşlikleri ve bizatihi orgun icrası ile Moog Cookbook'un analog synthe ve ‘ritm box'larla yaptığı çağdaş denemeleri hatırlatmaktadır. İlerleyen aşamalarda grubun devreye girmesi ile Barış Bölükbaşı'nın sürüklediği bir Endülüs ‘surf'ü şarkıyı bütünlemekte, Akdağ'ın yeniden Hammond ile daha dolgun sesler kullanarak devreye girmesi ile şarkı güzel bir ‘fade out'la sona ermektedir.
Francis Lai duygusu veren Hiç Tadım Yok, Akdağ'ın tercihi olan ifrata varan dolgun davul tonları ile dikkat çeken ekosu bol, ama yine de kitsch içerisinde yer almayan bir çalışma…
Reggea ritmindeki “Ah Kızlar” ise grubun 1. Kim Bunlar dönemindeki bol cinsi latifli günlerine gönderme yapan eğlenceli bir çalışma…
Yollar, rüya duygusunu veren düzenlemesi ve bayan vokallleri ile başlayan, ancak gelişme bölümünde yerli bir duygu taşımakla birlikte albümün çok da kendini gösteremeyen bir çalışması…
“Döverim Seni”, yoğun mizah duygusu ve punk ile ‘surf'ten alınan referansları ve endüstriyel müziğe atıf yapan ‘loop'larıyla sadece bu ülke için değil, herhangi bir müzikal arenada söz sahibi olabilecek ve Kotra'nın anlayışını yansıtan bir eser…
“ Seni Seviyorum Derken Bile” , Ata'nın solosu ve Beatles'ın ‘ballad'larda kullandığı gitar ve üzerine o zamana kadar kullanılmayan enstrüman ile solo formülünün kullanıldığı bir çalışma…( bkz. ‘In My Life')
“Bilmece” ise gayet neşeli bir Barış Bölükbaşı şarkısı olarak göze çarpıyor. Soloda kullanılan efekt pedalları ile elde edilen tını ve bunun ‘keyboard sound'u ile birleşimi kulak ve gönül okşayıcı…
“Gözümü Çıkar Sevgilim”, o dönem revaçta olan Balkan Müziklerine hem sözleriyle, hem de arabeskin yoz versiyonunu hatırlatan vokaliyle gönderme yapan mizahi bir eser.
Şarkı formundaki son eser “Düet”te ise vokalistler Timsah ve Yıldıray Gürgen'dir. Şarkının öyküsü şöyle: Timsah'ın stüdyoda kendi kendine çaldığı ve kontrol masasında Yıldıray Gürgen'in uyuduğu bir anda kayda giren muzip Kim Bunlar ekibi, hem Timsah'ı, hem de camın öteki tarafında horlayan Yıldıray Gürgen'i kaydederler. Bu güzel kayıt, Timsah'ın durumun farkına kavraması ve ekipçe kahkahaların koyuluvermesine kadar devam etmiştir. Bu şarkı da sözleşme ile bu kez kendi elleri ve kolları bağlı kalmış olan Prestij patronlarının gözleri önünde albüme konulmuştur.
Kapanış çalışması albüme ismini veren çalışma “…Ve”dir. Psychedelic ve minimal bir yapı taşıyan bu çalışma, önceden planlanmış bir ses örgüsüne dayanmaktadır. Hammond'ın çift katlı klavyesi ise Kotra ve Akdağ tarafından paylaşılmaktadır. Hipnotik, şenlikli ve karamsar düalist bir tribin şarkısı gibidir.
Flört, Flört (Ağdaş Müzik, 2001)
Bu ilk albüm, Kim Bunlar'dan sadece isim olarak değil, aynı zamanda misyon olarak da ayrılmanın sembolü gibidir. Bu anlamda Kim Bunlar'ın ne zorlama olan ilk albümüne, ne de psychedelic ve punk özellikleri taşıyan ikinci albümüne yakındır. İkinci albüme tek yakınlığı Beatles referansıdır ki o albümde Sgt. Pepper çıkış noktası iken bu albümde Rubber Soul ve Abbey Road mantığı daha öndedir. Bu albümde Beatles ve MFÖ duruşu vardır; ama Roxy Music, David Bowie, Pink Floyd da kendini hissettirir. Albümdeki şarkıların ağırlığını Kotra ve Akdağ'ın ayrı ayrı çalışmaları oluştursa da bu şarkıların tümüne Lennon & McCarthney formülü uygulanmış ve Kotra & Akdağ imzası atılmıştır. Gruba yeni katılan Çağatay Kehribar da zekice buluşları bünyesinde barındıran “Apolitik” ile grupta kalıcı ve söz sahibi bir isim olacağını sezdirmiştir.
Albüm, “Denize Doğru” ile açılmaktadır. “Denize Doğru”, minimal ritmik akışı, duruluğu ile çok doğru bir açılış şarkısı niteliğini taşıyor. Grubun, saçlar taralı, makyajlı ve pürüzsüz yakışıklı imajı ile örtüşen bu şarkının batı cenahından referansı kesinlikle Roxy Music. Şarkının ortasındaki saksafondan, grubun glam ile takım elbiseyi birleştiren rock yaklaşımına kadar bu referansın çok iyi bir biçimde değerlendirildiğini görmekteyiz.
İkinci Kim Bunlar albümünde de yer alan Ata Akdağ bestesi Yalnızlık Mevsimi, nedense bu albümün çıkış parçası olarak düşünülmüş ve ilk klip bu şarkıya çekilmişti. Yaylı düzenlemeler ve Kotra'nın vokali şarkıyı en üst düzeyine taşısa da çıkış şarkısı olarak düşünülmesi, Flört'ün Kim Bunlar'ın devrimci 2. albümünden sonra bir ricat noktası gibi algılanmasına neden olmuş ve pek çok kişi için keşfini sonraki yıllara ertelemişti.
Ayaküstü Sohbet, kişisel bir Ozan Kotra şarkısı olduğunu çokça belli eden bir eser. Akustik gitarın ritmik unsuru bütünleyip, geçişleri üzerine alması bu şarkının karakteristiğini ortaya koymaktadır. Akdağ'ın bu çalışmada geride kalmayı önererek, enstrümentalist egosunu bastırması da takdire şayandır. Bu nedenle, gitar ağırlıklı 2. Flört albümüne, yani geleceğe referans veren bir eserdir.
Balon ise Ata Akdağ'ın grubun seyri hakkında eleştirilerini taşıyan ve bir nevi Kotra ve Akdağ sürtüşmesini ayyuka çıkaran bir çalışmadır. Beatles'ın George Martin tarafından gerçekleştirilen orkestral düzenlemeler içeren teatral prodüksiyonlarına da göz kırpan bu çalışma, Prestij'den o döneme kadar grubun yaşadıklarının özeti gibidir.
Bu ilk albümde grubun George Harrison'ı olan Çağatay Kehribar'ın albüme girebilen tek bestesi olan “Apolitik”, yine Kehribar'ın muhayyilesinden neler geçtiğinin ve 2. albümde ne harikalar yaratacağının bir göstergesi gibidir. ‘Loop'lanmış gibi akan davula eklenen destek set parçaları, ona eşlik eden Kotra'nın funky bası, Kehribar'ın ‘wah wah'lı gitarı ve şarkıyı bütünleyen elektronik arpejitörden çıkmış izlenimi veren sesler, funk ile minimalist müziğin Flört'ünü ortaya koymaktadır.
Trafik ise Kotra'nın basının sürüklediği bir çalışma… Akdağ'ın Farfisa tonlarını taşıyan keyboard eşlikleri, Kehribar'ın David Gilmour izlenimi taşıyan solo ve icraları ve finalde Timsah ve Kotra'nın karşılıklı atağı şarkının düzenlemesini renklendiren unsurlar.
“Aşk Dediğin Buysa” drum machine'in kattığı sade tavır ve o sade tavır üzerine yaylılara hareket imkanı veren düzenleme ve çan sesleri ile yaylı sazların bütünleştiği ortamda oluşan kreşendosu ile sadeliğin kaliteli deneylere ve armonik ve çok enstrümanlı düzenlemelere nasıl zemin hazırlayabileceğini gösteren şarkı yazarları ve aranjörlere yönelik bir ders gibi… Bu anlamda, bu albümün parlayan yıldızlarından biri hiç kuşkusuz bu çalışma... Bu şarkıda da Ata Akdağ'ın klavsen solosu ile yine bir Beatles saygı duruşu ihmal edilmiyor.
“Onun Adı Hasan”, Ata Akdağ'ın müteveffa babasına ithâfen yazdığı kişisel bir çalışma… 1970'lerin melodik şarkı üretimlerine ve o döneme özgü analog synthe sololarına göz kırpan bu çalışma, melodi denilen unsurun günümüzde sona ermediğini gösteren sıkı işlerden biri… Şarkıda kullanılan saz ve analog synthe tınıları yerli müziğimizin 2000'lerde olması gereken yerini de belirtmek açısından önemli bir örnek…
“Rasta Baba”, Aman Yavaş Aheste, Ali Desidero, Anında Görüntü gibi asıl iştigal alanı rap olmayan grupların hiphop ve rap üzerine kendi anlayışları doğrultusunda verdikleri eserlere bir örnektir. Burada da Timsah ve Kotra'nın bas, davul ve darbuka birlikteliği ve şarkının hiphop ile tezat oluşturan melodik pasajlı bölümünün önemli bir katkısı var. Akdağ'ın 1970'lerin easy listening Moog plaklarına özgü tonlar taşıyan akorları ve çok sesli vokal de Manço ve özellikle MFÖ'den devralınan bir ekolün ileri düzeyde işlenmesine olanak tanıyor.
“Beyoğlu”, Beatles izlekli bir başka Ata Akdağ şarkısı… Brass ve yaylı renk enstrümanlarının süslediği bu çalışma albümün en renkli düzenlemelerinden birisi… Beyoğlu değil de, sanki Penny Lane'de gezer gibidir Akdağ… Kotra'nın teatral yorumu da şarkıya hayat veren unsurlardan…
“Dilber”, Farfisa tonlarını bünyesinde taşıyan Manfred Mann'dan Dave Clark Five'a ve hatta Clash'e izler barındıran bir parça… Şarkıyı güzelleştiren unsurlardan biri de Kehribar'ın fuzz ve wah wah pedallı gitar icraları…
“Mavi”yim MFÖ ile onun da öncülü olan Beatles'ın izlerini taşıyan bir çalışma… Yaylılardan vokallere kadar George Martin'in mükemmel aranjman ve prodüksiyon vizyonunun günümüze uyarlanmış halidir Mavi'yim.
“Yola Devam” ise bu kez Ozan Kotra'nın grubun gidişatına ilişkin deklarasyonunu sunduğu ve muhtemelen Akdağ'sız ve Timsah'sız yeni yolculuğun dışavurumu niteliğinde bir eser… Nitekim bu esere çekilen klipte Timsah'a veda edildiği gayet aşikârdır. Klipte görülmeyen bir başka veda ise klipte oynaması için gruba dönmeye ikna edilen Ata Akdağ'dır. Bu çalışma, zikir ritmi ile ikinci albümde yer alacak olan “Bize Dervişler Geldi”nin öncülü niteliğindedir. Geri vokallerin kusursuzluğu, Kotra'nın oturmuş şarkıcı karizması ile “Cemiyette Pişiyoruz”da olacakların ipuçlarını veren bu eser müzikal ve şiirsel olarak uzun soluklu olacak bir grubun manifestosudur.
Cemiyette Pişiyoruz, Flört (Dirlik Müzik, 2003)
Ata Akdağ ve Timsah'ın ayrılması ile birlikte başlangıcı bunalımlı olsa da Ozan Kotra'nın İslam ve sufizm ile haşır neşir olduğu, verimli ve Kotra'nın zihnini açan bir dönem yaşandı. Bu süreç içerisinde, Kotra'nın tasavvuf şiirinin Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve hatta Karacaoğlan'da kendini bulan halk versiyonu ile tanışması, hatalı bir alandan başlanan (ilk Kim Bunlar albümü) yerlileşme sürecini doğru bir mecraya çekti. Böylelikle Kehribar ve Kotra'nın ortak çalışması ile Cemiyette Pişiyoruz albümü ortaya çıktı. Albümde basta Uğur İşgüder ve davulda Orkun Bagatur isimleri yer alsa da ayrıntılı albüm notlarına bakıldığında 10 şarkının yedisinde Bülent Ay'ın davul çaldığı, geri kalan 3 şarkıdan birinin de (Astomkonte) elektronik müzik olduğu görüldüğünde, Bagatur'un sadece 2 şarkıda davul çaldığı görülmektedir. Ozan Kotra, bu albümde temelde akustik gitar çalıp vokal yaparken; albümde kendini tutamayıp bas gitar çaldığını da ifade etmektedir. Bu konu, albüm notlarında aydınlanamazken, Çağatay Kehribar ile yaptığım bir görüşme sonucunda albümdeki basları da Kotra'nın (“Bu Havalarda Dönme” hariç) çaldığı ortaya konulmuştur. Bu nedenle, bu albümde bir grup çalışmasından ziyade Kotra ve Kehribar tarafından ortaya konulan bir projenin mevcudiyetinden söz etmek mümkündür. Nitekim grup elemanları arasında bir klavyeci olmamakla birlikte Bekarlar döneminden bu yana grubu destekleyen Okay Barış klavyede gruba eşlik ederken, Tek Arzum'da Cüneyt Kayat piyanoda, “Bu Havalarda Dönme Bana”da Ceyhun Çelik klavyede gruba katkıda bulunmaktadır.
Aynı şekilde Türk müziği sazları, yaylı çalgılar, Zikir korosu olarak MİM, kız vokalleri ve eski dost Barış Bölükbaşı da albüme katkı sağlamaktadır.
Albümün açılış şarkısı, bir ska-surf eseri olan “Cemiyette Pişiyoruz”… Bu çalışmada, gelişimsel bir seyir izlenerek, surf-ska izleğe önce sufi müziği, akabinde de Klasik İncesaz Müziği dahil olmakta ve yeniden surf-ska duygusuna dönülmektedir.
“Bir Tek Sen Gelmedin” ile ilk Flört albümünde yer alan modern surf mantığı işlenmeye devam edilmektedir. Kotra'nın iyice oturaklı bir hal almış olan, hem prozodiye dikkat eden, hem de modern eğilimli vokali ve onu destekleyen çift sesler; köklere sahip çıkıp, gelecekten vazgeçmeyen dimağları okşamaktadır.
İstanbul'da ise şarkı yazarlığı ete kemiğe bürünüp, Yunus gibi görünmüş bir Ozan vardır.
Manolya'da gitar-bas-davul setinin yaylılarla sadelik bağlamında Flört'ü aşıp evliliğe giden muhteşem birlikteliği yaşanır. Beach Boys'u hatırlatan çok sesli vokaller ve illa ki Kehribar'ın geçmişle geleceği bütünleyen gitar tonları ve minimalizm sonucunda sadelikten masumiyete yol alan bir eser ortaya koymaktadır.
Flört ve Kim Bunlar albümlerinde ortak özelliklerden birisi de grubun geçtiği aşamaların şarkılara da yansımasıdır. Ah Kızlar, Balon, Yola Devam bu duruma örnektir. Bu albümde yer alan “Tek Arzum”, Kotra'nın MFÖ mirası üzerinden de yaratıcı işler ortaya koyabileceği ve ekolü sahiplendiğini gösterirken, aynı zamanda şarkı yazarlığındaki bir tekâmülü ortaya koyarcasına “ben artık gerçek bir ozanım (veya Ozan'ım)” diyerek, grubun bir başka sürecini de dinleyicisine yansıtmaktadır.
Modern Ortam Romantikleri yine Kotra'nın şarkı yazarlığının ve aşk şarkısı denilen kavramın tematik bir sınır olmadığının, bu duruştan yola çıkarak çoklu anlatımlara gidilebileceğinin tıpkı “Tek Arzum” gibi bir göstergesidir.
Şakalar, Kehribar'ın slide gitarı ve talk box, wah wah gibi efekt pedallarının kimliğini belirlediği bir çalışma…
Albümüm 8. şarkısı olan “Bize Dervişler Geldi” albüm kayıtları sırasında Kotra'nın başucu kitabı olan Yunus Emre'nin Nezihe Araz tarafından şiirlerinin derlendiği “Dertli Dolap”tan alınma bir şiirdir. Zikir rock diyebileceğimiz bu çalışmada Kotra'nın ‘cool' olma gayretine girmeden halka dönük ilahi söyleyişini benimsemesi tasavvuf halk şiirinin doğru bir icrasını ortaya koyuyor. Muhteşem ‘bassline'lar, yaylılar, MİM zikir korosu, Kehribar'ın oryantalist (!) gitarı, şarkıyı coşkun bir ilahi örneği durumuna getirmektedir. Böylelikle, MFÖ'nün de albümlerinde yapmaya çalıştığı ve örnekleri batıda özellikle Elvis Presley tarafından verilen rock ilahi ve spiritual kavramına Türkiye'den bir akis gibi “Bize Dervişler Geldi”. İnşallah, bu eser, ilahi formunda icracı ve bestekarların bizdeki coşku kıtlığındaki çok sesli vokal ve düzenleme eksikliğinin payını irdelemelerine de vesile olur.
“Bize Dervişler Geldi”den sonra bu albüme özgü bir başka deneysel yaklaşım da “Astomkonte” ile kristalleşiyor. Astomkonte, Süt Kardeşler'den, Fikret Kızılok'un musique concrete çalışması “Makinalaşmak İstiyorum”a kadar bir yığın referans içeren bir dream electronica çalışması. Psychedelic bir deneyimin elektronica kapsamında dadaist ifadelerle betimlendiği bu çalışma, Flört'ün muhtemelen ismi “sürreal” olacak olan 4. albümünde tasarlanan elektronik deneylerin öncülü niteliğindedir.
Bu Havalarda Dönme Bana, yine MFÖ mirasının üzerinde hissettirirken şarkının bolero bölümündeki Ennio Morricone etkileri taşıyan vokaller, bu grubun ülkemiz vokal müziğinde müstesna bir yere şimdiden oturduğunu göstermektedir.
Albümün son çalışması ise, yine ülkemizde örneğine fazla rastlanmayan bir hidden track örneği… “Tek Arzum”un editli bir enstrümental versiyonu olan bu çalışmada, sözsüz vokaller ve piyano ve gitarın ön enstrüman olarak yer aldığını görmekteyiz.
Münir Tireli-Ocak 2008
|
| © munimonde 2008 |